Belcekız’ın adı bir efsaneye dayanmakta... Çok eski zamanlarda buradan geçen gemiler açıkta demirledikten sonra içme suyu almak için sandallarla kıyıya çıkarlarmış. Bir gün yaşlı ve deneyimli bir kaptanın yakışıklı oğlu su almak için kumsala çıktığında dünyalar güzeli Belcekız’ı görmüş. Görür görmez de yıldırım çarpmışçasına vurulmuş bu güzel kıza.
Fethiye ’den yola çıktığınızda inişli yokuşlu on dört kilometrelik bir yol götürür sizi Ölüdeniz’e. Yolun sonunda bir de bakarsınız ki müthiş bir maviyle göz göze gelivermişsiniz. Yüreğinizle aklınız uyum içinde oluverir bu manzara karşısında. Size her ikisinden de gelen mesaj tek kelimeyle şudur: “Harika!”
Belcekız’dır bu mavinin sahibi olan koyun adı. Belcekız’ın boylu boyunca uzanan kumsalında yürüdüğünüz zaman bir derin ruh coşkusu daha selamlar sizi. Eşsiz Ölüdeniz…
Ölüdeniz gizemli bir büyü gibidir, hiç kıpırdamadan sizi izler öylece. Dibinde yosun aramayın boşuna. Bembeyaz bir kumla bezenmiştir denizin dibi. Suyun dibinde kumun kırdığı güneş ışıkları mavinin en can alıcısına, türkuaz rengine uçuşur. Çamların gölgesi de bu şahane tabloya katılınca türkuazın rengi bambaşka bir zenginliğe bürünüverir.
Size Belcekız’ın serüvenini anlatmadan geçmek olmaz bir başka türkuaz âleme.
Belcekız’ın adı bir efsaneye dayanmakta... Çok eski zamanlarda buradan geçen gemiler açıkta demirledikten sonra içme suyu almak için sandallarla kıyıya çıkarlarmış. Bir gün yaşlı ve deneyimli bir kaptanın yakışıklı oğlu su almak için kumsala çıktığında dünyalar güzeli Belcekız’ı görmüş. Görür görmez de yıldırım çarpmışçasına vurulmuş bu güzel kıza. Kız da aldırmamazlık edememiş bu yakışıklı delikanlıya. Bir kor ateş de onun yüreğine düşmüş. Gel gelelim delikanlı suyu alıp gitmek zorundaymış. İçi yana yana tutmuş gemisinin yolunu. Çok geçmeden de gemi demir alıp uzaklaşmış kıyıdan.
Belcekız unutamamış bu delikanlıyı. Sürekli kıyıyı kollamış, sevgilisinin yolunu gözlemiş. Delikanlı da kıyıda bırakıp gitmek zorunda kaldığı o güzeller güzelini unutamıyormuş bir türlü. Yolu bu kıyıdan geçtikçe uğrayıp görüyormuş yüreğini dağlayan o güzel kızı.
Bir gün genç kaptanın gemisi Belcekız’ın olduğu koydan geçerken müthiş bir fırtına patlamış. Genç adam babasına bu koyun korunaklı olduğunu söyleyerek oraya gitmek istemiş. Oğlunun yalan söylediğini zanneden ihtiyar kaptanda bu söze pabuç bırakacak göz yokmuş. Oğlunun bu gönül macerasından o da haberdarmış çünkü. Ama ne kadar deneyimli olursa olsun koca kurt da çok yanlış bir düşünceye kaptırmış kendini. Oğlunun sırf kıza ulaşmak için böyle bir yalana başvurduğunu, sevgilisi için gemiyi bile parçalamayı göze aldığını sanarak başlamış oğluyla kavga etmeye. Dalgalarla birlikte kavga da büyümüş baba oğul arasında. Tam gemi kayalara çarpmak üzereyken ihtiyar kaptan bir kürek darbesiyle dev dalgaların koynuna fırlatıvermiş oğlunu. Hiç zaman yitirmeden dümene yapışmış. Fırtınayla boğuşacağını düşünürken birden deniz dönmüş ve tekne çarşaf gibi dümdüz bir koya girmiş. Oğlu gözünün önünde can verirken, kayaların üzerinde sevgilisini bekleyen Belcekız da sevgilisinin ölümüne dayanamayıp kendini kayalıklardan suya atmış.
İşte o gün bu gündür kızın öldüğü yere Belcekız, oğlanın öldüğü yere Ölüdeniz demişler. Güneşin ilerleyişine göre rengi değişip duran deniz belki de bu dünyada birbirine kavuşamayan bu sevgililere yanmakta…
Ne dersiniz…